TÜRKOLOJi ENSTiTÜSÜ

Ana Sayfa

Haberler

Makaleler

Matbuattan

Guncel Makaleler

Kaynak Eserler

Kitaplar

Sozlukler

Yeni Turk Edebiyati

Ilk Sayfalar

Matbuat

Genel

Azerbaycan Matbuati

Milliyetçi Basin

Devrimci-Sosyalist Basin

Pedagojik Basin

Feminist Basin

Ticaret ve Ekonomi Basini

Iran/Rus Dilinde Matbuat

Kazak Matbuati

Aykap

Dala Vilayetnin Gazeti

Kazak Gazetesi

Kazak Gazeti

Serke

Özbek Matbuati

Asya

Ayine

Hursid Gazetesi

Söhret

Tüccar

Tatar Matbuati

Dini-Muhafazakar Basin

Modern ve Liberal Basin

Panislamist-Devrimci Basn

Diger Matbuat Organlari

Ihtilalci-Sosyalist Basin

Ekonomi Gazete/Dergileri

Pedagojik Gazete/Dergiler

Kadin Gazete/Dergileri

Kirim Basini

Türkmen Matbuati

Mavera-i Bahr-i Hazer

Resimler

Osmanlilar

Azerbaycanlilar

Tatarlar

Baskurtlar

Turkmenler

Kazaklar

Ozbekler

Kirgizlar

Alimcan Ibrahimov

Buhara Hanligi

Hive Hanligi

Ruslar

Turkologlar

Hikayeler

Turkmence Hikayeler

Siirler

Azerbaycan Siiri

Kazak Siiri

Osmanli Siiri

Tatar Siiri

Turkmen Siiri

Muhammed Vakif

Vakif Celali

Zarif el Besiri

Anonim/Imzasiz

Alfabe ve Imla Meselesi

Dil Meseleleri

Sahislar

Tiyatro

Halk Edebiyati

Atasözleri

Hikaye

Hakkimizda

Editorler

Bize Ulasin

Ziyaretci Defteri

Muzik

Klasik Turk Muzugi

Azerbaycan Muzigi

Ozbek Muzigi

Tatar Muzigi

Cagdas Turk Lehceleri ve Edebiyatlari

Türkoloji Hakkında Bir Kaç Söz
Türkoloji (Türklük Bilimi, Türk Dil Bilimciliği, Türkiyat) bilimi Türklerle alakalı herşey ile ilgilenir. Bunlar arasında özellikle Türk dili ve Türk edebiyatı hususi bir yer tutar. Türk milletinin konuştuğu dil olan Türkçe yaklaşık 4.000 yıllık bir maziye sahiptir. Türkçenin şimdilik takip edilebilen yazılı tarihi ise milattan sonra 8. yüzyılda yazılan Orhun Kitabeleri’ne dayanır. O zamandan günümüze değin Türk dili üzerinden zengin bir edebiyat geleneği kurulmuş ve Türkçe’nin sınırları kıtaları boylayarak geniş coğrafyalara yayılmıştır.
Türk edebiyatının asıl malzemesi olan ve türkolojinin de mühim bir kısmını oluşturan “Türkçe
” üzerine yapılan araştırmaların tarihi epey eskilere dayanmaktadır. Lakin modern anlamda türkoloji ilmi, bizim topraklarımızda değil enteresan bir şekilde Avrupa’da doğmuştur. Büyük Fransız İhtilali bütün Avrupa’nın ve hatta dünyanın politik hayatına tesir ettiği gibi milletlerin sosyal hayatını ve sosyal bilimlerini de etkilemiştir. İhtilalin doğurduğu milliyetçilik akımının dürttüğü Avrupa milletlerinin milli bünyeye dönüş çerçevesinde kendi tarihlerine yönelmeleri neticesinde folklor bilimiyle aynı anda  milli (native) dil de aynı oranda önem kazanmıştır. Bu meyanda kadim Avrupa milletleri (Almanlar, Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar) kendi köklerine ulaşmak için Kıta Avrupasını didik didik ederken o zamanki bir kaç Avrupalı millet bu süreçte hayal kırıklığına uğramıştır. Bunlardan başlıcaları Macarlar, Bulgarlar ve Finlerdir. Zira bunlar kendi köklerini Avrupa’da araken tarihi hakikatler onları Asya’nın steplerine sürüklemiş ve hasbelkader “bizi” bulmuşlardır. Türkolojinin doğumu o zaman başlayan bu araştırma ve anlayışa dayanır. Daha sonra ilgi çeken bu trende diğer büyük Avrupa devletleri de katılmış ve oryantalizm ve Türk hayranlığının da etkisiyle Türkçe’ye ve Türklüğe yoğun bir ilgi başlamıştır. O yüzden ilk türkologların Alman, Macar, Fransız ve Rus gibi gayri Türk milletlerden olmaları bizleri şaşırtmamalıdır.
Bu yabancı türkologlar içerisinde Türkçe’ye en fazla hizmet eden ve Türklük bilimi dünyasına adını altın harflerle kazıyan iki Wilhelm, Wilhelm Radloff ve Wilhelm Thomsen’dir. Fahiş hatalarla da olsa Türkçe’nin bilinen ilk yazılı metinleri olan Orhun Abideleri’ni 1893’te ilk defa deşifre eden ve 20’den fazla dil bilen W. Radloff, Alman asıllı bir Rustur. Bu anıtları çözmede Radloff kadar acele etmeyip ihtiyatlı davranan ve bunun neticesinde mükemmele yakın bir okumaya ulaşan W. Thomsen ise İsveçlidir. Bunların yanında bu abidelerin varlığından Avrupa kamuoyunu ilk defa haberdar eden ve gene İsveçli olan Strahlenberg’i de unutmamakgerekir.
Bizde, o zamanki adıyla Osmanlı’da, Avrupa’ya nisbeten yavaş giden işler, 1900’lerin hemen başında Ali Emiri Efendi adında bir kitap kurdunun “Divan-ı Lügati’t-Türk” adlı paha biçilmez eseri İstanbul sahaflarını gezerken yaşlı bir kadında bulup 40 altına taksitle satın alması ile ivme kazanır. Kitaba gözü gibi bakan Emiri Efendi’den bu yegane nüshayı alıp baskıya hazırlama vazifesi Kilsli Rıfat Bey’e tevzi edilir. Lakin bu muazzam kitabı yanından bir lahza ayırmayan ve kimselere dahi göstermeyen Emiri Efendi’nin inadını kırmak için devrin sadrazamı(başbakanı) Talat Paşa devreye girmek zorunda kalır ve Paşa'yı kıramayan Emiri Efendi kitabı Rıfat Bey’e verir. Uzun müddet kitap üzerinde çalışan Rıfat Bey’in ömrü bu işe vefa etmeyince “Divan- ı Lügati’t-Türk”ü ilk neşretme şerefi Besim Atalay’ın olur.
İsmi geçen bu zatların ve sair nicelerinin hakkı mahfuz, o gün bu gündür Türkiye’de yetişen en büyük türkologlar aslen Kazan Türklerinden olan Reşit Rahmeti Arat ve  soyu meşhur Köprülü ailesine dayanan Fuat Köprülü’dür. Abartarak söylersek bu ikisi, yeni nesil türkologlara yapacak çok iş bırakmamışlardır. Köprülü’nün daha 20 yaşında Yunus Emre ve Ahmet Yesevi’yi anlattığı şaheseri “Türk Edebiyatında ilk Mutasavıflar” ve Arat’ın neşrettiği yazılış tarihi ve hacmi ile dünya edebiyat tarihi açısından da çok mühim bir eser olan “Kutadgu Bilig” (Bundan muradımız Arat Hoca
’nın Türkiye Türkçesi’ne aktardığı metindir. Okuyucularımız zaten Kutadgu Bilig’i Yusuf Has Hacib’in yazdığını bilirler) genç türkologların önünde aşılmaz birer eser olarak durmaktadır.
Türkoloji ilminin ilgi alanı ve coğrafyası o kadar geniştir ki üç beş satırla anlatmak mümkün değildir. Milletimiz ve dilimiz her milletin üstesinden gelemeyeceği nice badireler atlatarak mevcudiyetini hala sarsılmaz bir şekilde devam ettirmektedir. Bir zamanlar konjontür gereği fazlaca Arapça ve Farsça ile iştigal eden dilimiz, bir zaman sonra Fransızca ve şimdilerde İngilizce ile çokça haşır neşir olmaktadır. Bizim kanaatimizce bundan korkmaya hiçbir sebep yoktur. Dilimiz alacağını almış vereceğini vermiş, sair her dil gibi kendi doğal seyrinde devam etmektedir. Lakin kabul etmek gerekir ki günümüzün uluslararası bilim dili İngilizcedir ve bu bir müddet daha böyle devam edecektir. Bununla birlikte yakın gelecekte İngilizce'ye en büyük rakip 21. asra dalları budanarak girmiş olmasına rağmen gene Türkçedir.  Biz inanıyoruzki yakın bir zamanda bu komplekslerinden kurtulan Türkçemiz kadim Doğu ve Batı dillerinden de aldığı destekle yeni bir dünyanın dili olacaktır. Bunun en sarih delili dünyanın dört bir yanına yayılan ve etrafındakilere Türkçe öğretmeyi kutsal bir meslek sayan gönül eri Türkçe sevdalılarıdır.

Türkoloji Enstitüsü

14 Ocak 2008

Bu resim Abdülxamid Gomerev'in Gabdrxman Gomerev isimli kitabindan alinmistir
Tatarlarin iki büyük sahsiyeti Ismail Bey Gasprinski ve Sihabeddin Mercani
Turkmen kiyafeti icinde
Abdulkadir Inan ve Z. V. Togan
Bu resim Abdülxamid Gomerev'in Gabdrxman Gomerev isimli kitabindan alinmistir
Diger Tatarlar: Kerimiler, Alimcan Barudi ve Musa Carullah Bigiyev

2008 Turkoloji Enstitusu
e-mail: selcukaltuntas@hotmail.com

Web Hosting powered by Network Solutions®