Türkoloji Hakkında Bir Kaç Söz Türkoloji (Türklük Bilimi, Türk Dil Bilimciliği, Türkiyat) bilimi Türklerle alakalı herşey ile ilgilenir. Bunlar arasında özellikle Türk dili ve Türk edebiyatı hususi bir yer tutar. Türk milletinin konuştuğu dil olan Türkçe yaklaşık 4.000 yıllık bir maziye sahiptir. Türkçenin şimdilik takip edilebilen yazılı tarihi ise milattan sonra 8. yüzyılda yazılan Orhun Kitabelerine dayanır. O zamandan günümüze değin Türk dili üzerinden zengin bir edebiyat geleneği kurulmuş ve Türkçenin sınırları kıtaları boylayarak geniş coğrafyalara yayılmıştır. Türk edebiyatının asıl malzemesi olan ve türkolojinin de mühim bir kısmını oluşturan Türkçe üzerine yapılan araştırmaların tarihi epey eskilere dayanmaktadır. Lakin modern anlamda türkoloji ilmi, bizim topraklarımızda değil enteresan bir şekilde Avrupada doğmuştur. Büyük Fransız İhtilali bütün Avrupanın ve hatta dünyanın politik hayatına tesir ettiği gibi milletlerin sosyal hayatını ve sosyal bilimlerini de etkilemiştir. İhtilalin doğurduğu milliyetçilik akımının dürttüğü Avrupa milletlerinin milli bünyeye dönüş çerçevesinde kendi tarihlerine yönelmeleri neticesinde folklor bilimiyle aynı anda milli (native) dil de aynı oranda önem kazanmıştır. Bu meyanda kadim Avrupa milletleri (Almanlar, Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar) kendi köklerine ulaşmak için Kıta Avrupasını didik didik ederken o zamanki bir kaç Avrupalı millet bu süreçte hayal kırıklığına uğramıştır. Bunlardan başlıcaları Macarlar, Bulgarlar ve Finlerdir. Zira bunlar kendi köklerini Avrupada araken tarihi hakikatler onları Asyanın steplerine sürüklemiş ve hasbelkader bizi bulmuşlardır. Türkolojinin doğumu o zaman başlayan bu araştırma ve anlayışa dayanır. Daha sonra ilgi çeken bu trende diğer büyük Avrupa devletleri de katılmış ve oryantalizm ve Türk hayranlığının da etkisiyle Türkçeye ve Türklüğe yoğun bir ilgi başlamıştır. O yüzden ilk türkologların Alman, Macar, Fransız ve Rus gibi gayri Türk milletlerden olmaları bizleri şaşırtmamalıdır. Bu yabancı türkologlar içerisinde Türkçeye en fazla hizmet eden ve Türklük bilimi dünyasına adını altın harflerle kazıyan iki Wilhelm, Wilhelm Radloff ve Wilhelm Thomsendir. Fahiş hatalarla da olsa Türkçenin bilinen ilk yazılı metinleri olan Orhun Abidelerini 1893te ilk defa deşifre eden ve 20den fazla dil bilen W. Radloff, Alman asıllı bir Rustur. Bu anıtları çözmede Radloff kadar acele etmeyip ihtiyatlı davranan ve bunun neticesinde mükemmele yakın bir okumaya ulaşan W. Thomsen ise İsveçlidir. Bunların yanında bu abidelerin varlığından Avrupa kamuoyunu ilk defa haberdar eden ve gene İsveçli olan Strahlenbergi de unutmamakgerekir. Bizde, o zamanki adıyla Osmanlıda, Avrupaya nisbeten yavaş giden işler, 1900lerin hemen başında Ali Emiri Efendi adında bir kitap kurdunun Divan-ı Lügatit-Türk adlı paha biçilmez eseri İstanbul sahaflarını gezerken yaşlı bir kadında bulup 40 altına taksitle satın alması ile ivme kazanır. Kitaba gözü gibi bakan Emiri Efendiden bu yegane nüshayı alıp baskıya hazırlama vazifesi Kilsli Rıfat Beye tevzi edilir. Lakin bu muazzam kitabı yanından bir lahza ayırmayan ve kimselere dahi göstermeyen Emiri Efendinin inadını kırmak için devrin sadrazamı(başbakanı) Talat Paşa devreye girmek zorunda kalır ve Paşa'yı kıramayan Emiri Efendi kitabı Rıfat Beye verir. Uzun müddet kitap üzerinde çalışan Rıfat Beyin ömrü bu işe vefa etmeyince Divan- ı Lügatit-Türkü ilk neşretme şerefi Besim Atalayın olur. İsmi geçen bu zatların ve sair nicelerinin hakkı mahfuz, o gün bu gündür Türkiyede yetişen en büyük türkologlar aslen Kazan Türklerinden olan Reşit Rahmeti Arat ve soyu meşhur Köprülü ailesine dayanan Fuat Köprülüdür. Abartarak söylersek bu ikisi, yeni nesil türkologlara yapacak çok iş bırakmamışlardır. Köprülünün daha 20 yaşında Yunus Emre ve Ahmet Yeseviyi anlattığı şaheseri Türk Edebiyatında ilk Mutasavıflar ve Aratın neşrettiği yazılış tarihi ve hacmi ile dünya edebiyat tarihi açısından da çok mühim bir eser olan Kutadgu Bilig (Bundan muradımız Arat Hocanın Türkiye Türkçesine aktardığı metindir. Okuyucularımız zaten Kutadgu Biligi Yusuf Has Hacibin yazdığını bilirler) genç türkologların önünde aşılmaz birer eser olarak durmaktadır. Türkoloji ilminin ilgi alanı ve coğrafyası o kadar geniştir ki üç beş satırla anlatmak mümkün değildir. Milletimiz ve dilimiz her milletin üstesinden gelemeyeceği nice badireler atlatarak mevcudiyetini hala sarsılmaz bir şekilde devam ettirmektedir. Bir zamanlar konjontür gereği fazlaca Arapça ve Farsça ile iştigal eden dilimiz, bir zaman sonra Fransızca ve şimdilerde İngilizce ile çokça haşır neşir olmaktadır. Bizim kanaatimizce bundan korkmaya hiçbir sebep yoktur. Dilimiz alacağını almış vereceğini vermiş, sair her dil gibi kendi doğal seyrinde devam etmektedir. Lakin kabul etmek gerekir ki günümüzün uluslararası bilim dili İngilizcedir ve bu bir müddet daha böyle devam edecektir. Bununla birlikte yakın gelecekte İngilizce'ye en büyük rakip 21. asra dalları budanarak girmiş olmasına rağmen gene Türkçedir. Biz inanıyoruzki yakın bir zamanda bu komplekslerinden kurtulan Türkçemiz kadim Doğu ve Batı dillerinden de aldığı destekle yeni bir dünyanın dili olacaktır. Bunun en sarih delili dünyanın dört bir yanına yayılan ve etrafındakilere Türkçe öğretmeyi kutsal bir meslek sayan gönül eri Türkçe sevdalılarıdır. Türkoloji Enstitüsü
14 Ocak 2008
|
 |
| Tatarlarin iki büyük sahsiyeti Ismail Bey Gasprinski ve Sihabeddin Mercani |
|
|
 |
| Abdulkadir Inan ve Z. V. Togan |
|
|
 |
| Diger Tatarlar: Kerimiler, Alimcan Barudi ve Musa Carullah Bigiyev |
|
|
|